Meet Viell Member: Derya Toros & Çetin Dalva

MEMBER NEWS

Üyelerimizden Toros & Partners kurucuları Derya Toros ve Çetin Dalva ile tasarım, sanat ve teknoloji üçgenine dair keyifli bir sohbet.

 

Gününüzün en iyi kısmı hangisi?

Çetin Dalva: Hiçbir gün birbirinin aynısı değil ve gününe göre değişmekle birlikte en keyif aldığım zamanlar, yaptığımız işleri teslim ederken kişilerin gözlerinde memnuniyetlerini ve mutluluklarını gördüğüm anlar.

Derya Toros: Benim için proje tasarım toplantıları ve tasarlayacağımız mekanlarla ilgili detayları görüştüğümüz, müşterilerle bir araya gelerek hayalleri üzerine yaptığımız sohbetlerde aynı frekansı yakaladığımızı hissettiğimiz anlar gerçekten eşsiz. Tasarladığımız mekanları, binaları, onları kullanacak insanları mutlu, iyi, rahat ve özel hissettirmek için tasarlıyoruz ve bunu başardığımızı gördüğümüz anlar yoğun ve ciddi emek sarf edilerek çalışılan günlerin ardından kalan en iyi anlar oluyor.

 

Stilinizi nasıl tanımlarsınız ve güne başlarken giysi seçiminizi nasıl yaparsınız?

Çetin Dalva: Sabahları gideceğim yere kiminle gideceğime, hangi nedenle orada olacağıma ve ne hissettiğime bağlı olarak kıyafetlerimi seçerim. Ne giyeceğime sabah hissettiğim duyguya göre karar veririm. Renklerle ve aksesuarlarla şaşırtmayı ve farklılaşmayı severim.

Derya Toros: Düşündüğümde çoğunlukla tasarladığımız mekanlar ile stilimin benzediğini fark ettim. Nereye gideceğime bağlı olarak rahat hissettiğim ancak aynı zamanda şık, minimalist, az ama çok kavramına uygun, beni yansıtan stilde olmaktan hoşlanırım ve en çok yalın parçalarda kendimi iyi hissederim. Ben de sabah günün toplantılarına ve ruhuna uygun bir kimlik seçimi yaparım. Örneğin bir denim fabrikasının tasarımı toplantısına gideceksem, onların ruhunu daha iyi hissedebileceğime inandığım için jean parçaları mutlaka şık bir hale getiririm.

 

Çalışırken, tasarım yaparken nasıl müzikler dinlemekten keyif alırsınız?

Biz mekanları empati duygusuyla yaratıyoruz. Bu nedenle tasarladığımız mekanların içindeymişçesine orada olabilecek sesleri ve müzikleri dinlemek, çalışırken hoşuma gidiyor. Mekanda ne yaşanmak isteniyor, ne duyulmak isteniyor diye düşünerek buna uygun müzikle çalışmak tasarımla istenilen deneyimi bütünleştirmemde çok yardımcı oluyor. Mekan bir kurumun bekleme alanı ise kurumun o alanında gerçekte çalacak fon müziği, bir restoran projesinde yine DJ’leri ile görüşüp çalma listesini dinlemek ve yine o ruhun derinine inmek olabiliyor. Jungle konseptine sahip bir mağazada ise arka planda çalan kuş seslerinin olduğu yağmur ormanları oluyor. Biz empati duygumuzla, deneyim yaratmayı seviyor ve işlerimizin de beş duyuya hitap etmesini istiyoruz.

 

Mimaride tasarlarken neyi amaçlıyorsunuz?

Derya Toros: Bizim odak noktamız öncelikli olarak insan. Tasarladığımız mekanda yaşam başladığında insanların hissetmeyi arzuladıkları duyguları odak noktası alarak kişiye, kuruma özel kostüm hazırlar gibi kendini en iyi hissedebileceği, önemsendiğini hissettiği, ihtiyaçlarını karşılayabilecek mekanlar oluşturuyoruz.

Çetin Dalva: Biz, mimari yaklaşım olarak farklılaşmayı kendimizi adeta bir küratör gibi mekanı sadece iyi görünen, iyi hissettiren bir obje olarak değil aynı zamanda kapı kolundan, koltuğuna kadar onu oluşturan tüm detaylarıyla, yaşayan insanların karakterleriyle, kültürleri, yaşam biçimleriyle, olmak istedikleri zaman ve durum algısıyla bütünleyen ve yaşayan bir yer haline getiriyoruz.

 

İlham kaynaklarınız neler?

Çetin Bey'in belirttiği gibi kendimizi bir küratör olarak gördüğümüzde sanatı ve sanat eserlerini, kültürü ve insan duygularını mimari bilgi ve bakış açısıyla harmanlayarak ortamları yaratıyoruz. Tasarladığımız mekanda yaşayacak ya da çalışacak insanlar ne ister, nasıl hisseder, nasıl mutlu olur, bunları önemsiyor ve ilhamımızı da bu harmandan alıyoruz. Mutlu olmak ve mutlu etmek için tasarlıyoruz.

 

Mimari, global trendlerin ötesinde nereye gidiyor sizce?

Mimari yaklaşımlar diğer alanlarda olduğu gibi sürdürülebilirliği ön plana almalı. Ana yuvamızı, dünyayı iyileştirmek ve korumak için tüketim ve üretim alışkanlıklarımızı geliştirmeliyiz. Daha sağlıklı bir gelecek için daha sağlıklı malzemeler kullanmalı, geleceği düşünerek şu anı en iyi ve keyifli yaşayacağımız daha bilinçli tasarımlara yönelmeliyiz. Ve en önemlisi tasarım, sanat ve teknoloji üçgeninin birleşimi. Tasarımda, teknoloji geleceği ve konforu ayağımıza getirirken sanat insanın ruhuna, maneviyatına hitap etmeli. Biz bunları bir arada olduğunda değerli buluyoruz. Sanata olan düşkünlüğümüz kadar fütüristik bakış açımız da çok önde. Bu konuda daha gidilecek çok yol var. İleriyi görmek zorundayız.