Meet Viell Member: Diana Güler

MEMBER NEWS

Viell üyesi Uzman Klinik Psikolog Diana Güler ile ruhsal sağlığı derinlemesine ele alan keyifli bir sohbet.

 

Türkiye’de insanların ruhsal sağlıkları konusundaki farkındalığı sizce hangi seviyede?

ABD’ de ve Avrupa ülkelerinde herkesin bir klinik psikoloğu varken Türkiye’de birçok alanda gelişmemize rağmen bu konudaki farkındalık bence ciddi anlamda düşüktür. İnsanlar psikologa gitmeyi “akıl sağlığını kaybetmiş” ve  “delilik” olarak görmektedirler.  Ve bir psikiyatristin söylediği söz hep aklıma gelir. Terapiye, dışarıda akıl sağlığını kaybetmiş kişilerin delirttiği insanlar geliyor. Gerçekten yardım ve destek alması gereken kişiler elini kolunu sağlayarak gezerken bize onlardan muzdarip olmuş kişiler gelmektedirler. Çünkü dışarıdaki kişinin farkındalığı o kadar düşük ki kendilerinde bir sorun olduğunu kabul etmezler ve asla biz o kişileri terapi odasında göremeyiz. Bize gelen kişiler ise farkındalığı yüksek kendisini değiştirmek ve geliştirmek isteyen bireylerdir. İnsanlar çok sayıda travmaya ve olaya maruz kalıp son noktada artık bardaktan her şey dökülmüş ve dışarı saçılmış halde gelmektedirler. Olayın ilk yaşandığı an gelseler çok daha kısa sürede değişebileceklerken artık patlama noktasında geldikleri için daha uzun süreye ihtiyaç duyuluyor. Ve yıllar boyu aynı şema kalıplarını sürdürüp sorunlarına sorun ekleyip mutsuz bir hayatı yaşıyorlar. Ben hep ilk görüşmelerde aslında siz şuan bunu sorun olarak görüyorsunuz ama bunu göreceksiniz ki ileride bir fırsata dönüştüreceksiniz. Çünkü bu sorun olmasaydı siz karşımda olmayacak ve terapi yolculuğunuza çıkmayacaktınız.

 

Millennial depresyonunun yükselişi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce sosyal medya insanların ruh sağlığını nasıl etkiliyor? 

Millennial depresyonunu açıklarken ikinci sorunuz olan sosyal medyanın insanları nasıl etkiledğini de açıklamış olacağım. Çünkü sosyal medyanın en etkilediği grup Y kuşağıdır. International Journal of Epidemiology’de yayınlanan yeni bir çalışma da araştırmacılar İngiltere’deki iki farklı Y kuşağı grup arasında değerlendirme yapmışlar, bir grup 91-92 senelerinde doğan, ikinci grup ise 2000-2002 yılları aralığında doğan grup olmuştur. Araştırmacılar, 14 yaş civarında olan genç grupta hem depresyon hem de kendine zarar verme davranışlarının genel olarak yaşlı gruba göre artış gösterdiğini tespit etmişler. 2005-2015 yılları arasında depresyon belirtileri %9’dan neredeyse %15’e yükselmiş. Her grubun kontrolleri bu yıllar arasında yapılmış ve kendine zarar verme davranışları %12’den %14’e yükselmiş. Bunun yanında genç Y kuşağındaki bireylerde sigara içme, alkol alma ve antisosyal davranışlar gösterme gibi genel risk faktörleri daha düşük çıkmış. Bu en yeni araştırma İngiltere’de yapılmış olsa da benzer bulgular ABD’de de elde edilmiştir. Örneğin Blue Cross Blue Shield’deki bir raporda, 2013 yılında Y kuşağındaki bireylerin majör depresyon tanıları %47 artış göstermiştir.

Sosyal medya, hayatımıza hem pozitif hem de negatif etkilere sahiptir. Y kuşağı internet ve sosyal medyadan gelen devamlı bilgi akışı ile büyüyen ilk nesildi ve başkalarının kişisel ve profesyonel yaşamlarına dair detaylarla bombardıman altında kaldılar. Y kuşağı kendi durumlarını ve başarılarını başkaları ile karşılaştırmak zorunda kalıyor ve bu da onlara güvensiz ve başarısız oldukları hissini vermektedir. Bunun sonucunda Y kuşağı daima her şey yolundaymış gibi gösterme ve davranma baskısı altında kalmaktadırlar. Bu da daha düşük özgüven, anksiyete ve depresyon ile sonuçlanabilmektedir.

Düşünün ki evde ders çalışıyorsunuz, veyahut işyerinde yetiştirmeniz gereken bir işin başındasınız. Bir arkadaşınız tam o esnada sizin gitmek istediğiniz Uzak doğu ülkesinden siz, kış mevsimini yaşarken bikinisiyle resim paylaşıyor. O sırada kendinizi ne kadar iyi hissedebilirsiniz?

Sosyal medyada herkes çok mutlu, güzel yeterli veya başarılı. Olduğu halinin en iyisini paylaşıyor. Sanal kimliğinde hangi tarafını göstermek isterse onu gösterebilme imkanına sahip. Şimdi bir de Photoshop programlarıyla insanlar daha güzel makyaj yapabiliyor, daha zayıf ve güzel görünebiliyorlar. Bu da diğer insanlarda yetersizlik ve düşük özgüvene neden olmaktadır. İster istemez kendisini karşı tarafta takip ettiği kişiyle kıyaslamaktadır.  Bunun dışında bilgi erişimi de daha kolay olduğu için insanlar o sırada o bilgiyi öğrenmek yerine daha sonra bakarım diyerek erteliyorlar. Aslında o bilgi zaten elimin altında diyerek öğrenememesine neden oluyor. Bu bilgiler geçmişte yapılmış sosyal medyanın depresyon ve yalnızlığı arttırdığını gösteren çalışmalarla da paralellik göstermektedir.

Sosyal medya etkileşimleri gerçek hayata göre daha az gerçek, daha az varlıklı ve koruyucular. Sosyal olduğunu söyleyen pek çok genç yetişkinin tek sosyal etkileşimlerinin internetten konuşmak ve saatlerce oyun oynamak olduğunu görüyorum. Bu tip sosyal etkileşimler gerçekten paylaşım, bağlılık ve bilinme hissi sağlamazlar.

Bazı uzmanlar ise Y kuşağının depresyon oranlarındaki artışın borç ve ekonomiye bağlı olabileceğini belirtiyorlar. Y kuşağında depresyon oranları doğal olarak artıyor çünkü öğrenci borçlanmasındaki artışlar, iş devamlılığındaki azalma, kira ekonomisi ve iş güvenliğinden dolayı küresel olarak dolaşmanın pozitif sosyal desteği yok etmesi buna sebep oluyor. Y kuşağının sahip olduğu ve depresyon belirtilerinin azaltılması konusunda pozitif etkilere sahip olacak sadece bir nokta var ve o da tedavi görme eğilimlerinin daha yüksek olmasıdır. Depresyona dair mevcut olan yaygın korku Y nesli ve daha genç nesillerde azalıyor ve bu nedenle psikoloğa ve psikiyatriste danışma ihtimalleri daha yüksek. Ancak 5 Y kuşağından 1 tanesi hala tedavi almak istemiyor.

Millennial Depresyonunun İşaret ve Belirtileri

Uykuda yaşanan değişimler (bölünmüş uyku, aşırı derecede uyuma)

Yeme düzenindeki değişimler (çok az veya çok fazla yemek yeme)

İş ve okul performansındaki değişimler

Artan izolasyon (sosyal geri çekilme)

Ruh hali değişimleri

Keyif alınan şeylere dair keyif ve ilginin kaybolması

Yorgunluk, huzursuzluk, odaklanma ve konsantrasyon bozukluğu

Millennial depresyonundan korunmak için:

Klinik psikologdan psikoterapi desteği alınmalıdır.

Sosyal destek alınmalıdır. Sevdiğiniz ve güvendiğiniz arkadaşlarınız ve aileniz ile vakit geçirerek izolasyonu önleyebilirsiniz.

Keyif aldığınız aktiviteleri yapın. Bunlar arasında tiyatroya gitmek, kitap okumak, spor yapmak, yürüyüşlere çıkmak, seminere gitmek, yabancı dil öğrenmek, arkadaşlarla görüşmek, sinemaya gitmek olabilir.

Spiritüel veya dini inançlarınız varsa bu topluluklar ile görüşebilirsiniz.  

Uykunuzu, beslenmenizi ve fiziksel sağlığınızı iyileştirmeye özen gösterin.

Bu noktada kendinize anlayış göstermeniz çok önemlidir. Depresyonun belirtileri bir anda ortaya çıkmadığı gibi anında da yok olmayacaktır. Profesyonel destek, sosyal destek ve kendinize bakım ile yaşam kalitenizi eskisinden daha iyi konuma getirebilirsiniz.

 

Dile pelesenk olan ancak ciddiyetinin çok da farkına varılmayan tükenmişlik sendromunun belirtileri nedir?

Tükenmişlik sendromu, günümüz toplumunda yaygınlığı giderek artan ciddiye alınması gereken bir sorundur; “başarısız olma, yıpranma, enerji ve gücün azalması veya tatmin edilemeyen istekler sonucunda bireyin iç kaynaklarında meydana gelen tükenme durumu” olarak tanımlanmaktadır. Depresyon ve tükenmişlik iç içe geçebilir. Tükenmişlik, depresyon gelişiminde tetikleyici faktör olabilir.

Tükenmişlik sendromu, ilk kez 1974’te Herbert Freudenberger tarafından “başarısız olma, yıpranma, enerji ve gücün azalması veya tatmin edilemeyen istekler sonucunda bireyin iç kaynaklarında meydana gelen tükenme durumu” şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre, “Tükenmişlik işi gereği yoğun duygusal taleplere maruz kalan ve sürekli diğer insanlarla yüz yüze çalışmak durumunda olan kişilerde görülen fiziksel bitkinlik, uzun süreli yorgunluk, çaresizlik ve umutsuzluk duygularının, yapılan işe, hayata ve diğer insanlara karşı olumsuz tutumlarla yansıması ile oluşan bir sendrom”dur.

Tükenmişlik sendromunun fiziksel belirtileri

Aşırı yorgunluk ve enerjisizlik

Kalp çarpıntısı, midede şişkinlik

Sık aralıklarla kabız olma veya hastalanma

Uyku problemi, uyumakta ve uyumakta zorluk çekme

Solunum güçlüğü çekmek

Başta bacak ve sırt ağrısı olmak üzere yaygın bedensel ağrılar

Tükenmişlik sendromunun zihinsel belirtileri

Eskiden sevdiği faaliyetlerden hemen sıkılma

Dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve dalgınlık

Karar verme güçlüğü ya da kararı erteleme eğilimi

Tükenmişlik sendromunun duygusal belirtileri

Yaygın ümitsizlik ve çaresizlik hissi

Özgüven eksikliği yaşama

Çok sık hayal kırıklığı duygusu yaşama

Kendini değersiz hissetme durumu

Eleştirilere katlanamama

Aşırı şüphecilik

Yoğun kaygılanma ve huzursuzluk hali

Motivasyon eksikliği

Çabuk öfkelenme

Konsantrasyon bozuklukları, zihin karışıklığı ve düzensizlik

Bilişsel becerilerde güçlükler yaşama.

Tükenmişlik öncelikle hafif belirtiler ile kendisini gösterir. Bu belirtiler; yorgunluk ve bitkinlik hissi, baş ağrısı, uyuşukluk, uyku bozuklukları şeklinde sıralanır. Önlem alınmazsa; geçmeyen soğuk algınlıkları, enfeksiyonlara karşı direncin azalması, kilo kaybı veya şişmanlık, solunum güçlüğü, genel ağrı ve sızılar, mide bağırsak hastalıkları, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, kas gerilmeleri, kalp çarpıntısı ve cilt hastalıkları oluşmaya başlayabilir.

Tükenmişlik sendromunun davranışsal belirtileri 

Ani tepkisellik ve eleştiriye aşırı duyarlılık

Sinirlilik, sabırsızlık

Kurallar konusunda katılık, alınganlık, işle ilgilenmek yerine başka şeylerle vakit geçirme, sürekli bir savunma ve suçlama hali, inkâr etme, rasyonelleştirme, çevre ile ilişkilerde bozulmalar.

Tükenmişlik sendromunun bedensel belirtileri 

Kronik yorgunluk

Enerji kaybı

Uyku bozuklukları

Nefes darlığı

Mide problemleri 

 

Daha mutlu hayatlar sürdürmek için hangi alışkanlıkları edinmek ve hangilerinden vazgeçmek gerekir?

Daha mutlu hayat sürmenin yolu bana göre çeşitli faktörlerden geçmektedir. Öncelikle düzenli uyku uyuyun, aynı saatlerde kalkıp aynı saatlerde uyanmaya çalışın. Yemek yeme düzeniniz olsun, aynı saatlerde ve aşırıya kaçmadan sağlıklı yiyecekler tüketmek çok önemli. İşyeri, okul ve ev birbirine yakın olsun ki trafik çekmeden istediğiniz yere kolayca ulaşın. Düzenli spor yapmaya özen gösterin. Çünkü bedensel rahatlama aynı zamanda zihinsel rahatlamayı da beraberinde getirmektedir. Bunu da aşırıya kaçmadan yapmak önemli çünkü eğer vücut çok sık spor yapmaya alışırsa yapmadığı günlerde serotonin( mutluluk seviyesi) düşer ve gerginlik artışı olur.  Spor bağımlılığı geliştirmemek adına bunun da sınırının olması bu noktada önemli. Sevdiğiniz ve keyif aldığınız kişilerle vakit geçirmeye özen gösterin. Sosyal destek kaynağı hayatımızın olmazsa olmazlarındandır. Size anlam katan şeyleri hayatınıza sokun; hobiler oluşturmak, bu yeni bir şey üretmek, yazı yazmak, sosyal sorumluluk projelerinde yer almak, bir beste oluşturmak, dikiş yapmak, örgü örmek, bir teknolojik aleti düzeltmek bile olabilir. Üretkenliğinizi ve yaratıcılığınızı değerlendirin. Hangi mesleği yapıyorsanız bunu severek yapmaya çalışın. Çünkü sevdiğiniz işi yaptıktan sonra o size iş olarak gözükmez. Bunu sevdiğiniz bir hobiniz gibi görmeye başlarsınız. Seyahat programları oluşturun ve farklı yerler görmeye çalışın.  Mola vermek bir süreliğine de olsa olduğunuz ortamdan uzaklaşmak sizi zihin ve beden olarak da rahatlatır. Yeni insanlar ve kültürler tanımaya çalışın. Doğayla iç içe olabileceğiniz aktiviteler yürüyüşler yapmaya özen gösterin. Bu sayede su ve toprağa da temas etme olanağı bulursunuz.  Kendinizi geliştirecek aktiviteler yapın. Bu yüksek lisansa gitmek veya ilgilendiğiniz alanda yeni bir kursa gitmek, yabancı dil öğrenmek, müzik aleti çalmak da olabilir. Kendi kişisel bakımınıza özen gösterin, sevdiğiniz kıyafetleri giymek, yeni kokular denemek, cilt bakımı veya masaj yaptırmak da olabilir. Beden algısı ve kendinizi güzel hissetmek beraberinde olumlu bir kendilik algısı ve mutlu hissetmeyi de sağlamaktadır. Kısa, orta veya uzun vadeli hedefleriniz olsun. Planlanmış hedefler sizi ruhsal anlamda iyi hissettirirken yaptığınız işlerde kendinizi daha başarılı hissetmenize yardımcı olur. Sigara, alkol, sağlıksız gıdalar gibi olumsuz etkileri olan alışkanlıklardan uzak durun vazgeçin demiyorum çünkü bu size keyif veriyorsa bunu da dozunda ayarlamanız sınır koymanız mümkündür. Ya hep ya hiç yerine ortalarda durmak da gerekebilir. Hayatın gündelik telaşında birçok şeyi gözden kaçırıyoruz. Sevdiğiniz bir şarkı çaldığında, arkadaşınızla oturup sohbet ettiğinizde, içtiğiniz bir kahvede veya doğada gördüğünüz bir güzellikte bile mutlu olmanın yolu çok kolay. Hayatı zorlaştıran biz insanlarız. Basit ama küçük şeyler bizi sanılanın aksine çok ama çok mutlu edebilir.

 

Duygusal zekayı artırmak için neler yapmak gerekir?

Araştırmacılar her ne kadar duygusal zekanın kalıtımsal olduğunu belirtse de bu düzenli bir çalışma ile duygusal zeka geliştirilmektedir. Bununla ilgili size öneriler sunacağım:

Öneri 1: Kendinizi tanıyın. 
Kim olduğunuzu öğrenin duygusal zeka için kendinizi tanımanız önemlidir.

Bununla ilgili kendinize bunları sorun:

Gerçekte ben kimim? Beni ne tanımlar?
Hayatımda hangi rolleri üstleniyorum?
İhtiyaçlarım nelerdir? Ne istiyorum, ne bekliyorum hayattan? Hedeflerim ne?
Güçlü ve zayıf yönlerim nelerdir?
Kendinize, ilişkilerinize yönelik inançlarınız nelerdir?
Benim davranışlarımı, düşüncelerimi, duygularımı belirleyen nelerdir?

Bu soruların yanıtları çok kolay olmayacaktır fakat bunları düşünmek bile sizinle ilgili birçok ipucu veriyor olacaktır.

Öneri 2: Duygularınızı ve onları kontrol etmeyi öğrenin. 
Duygularınızın olması çok insanidir. Kendi duygularımızdan veya diğer insanların duygularından ne kadar az korkarsak, duygusal durumlarda  ve duygularımızla o kadar rahat başa çıkabiliriz. Duygusal zeka da işte bunu sağlıyor. Başkalarının duygularını anlamaya çalışmak empatik olabilmeyi de beraberinde getirir.

Bu nedenle duygu dünyanızı ve başkalarının hissettiklerini anlamaya çalışın.  Ayrıca kendinizi daha iyi analiz etmenize yardımcı olması açısından Seminerler, kişisel gelişim kitapları ve bir klinik psikologdan alacağınız Psikoterapi seansları bu konuda size yardımcı olacaktır.

Kendinize sık sık şu soruları sorun:

”Kendimi nasıl hissediyorum, şu an zihnimden hangi düşünceler geçiyor  ve bedensel tepkilerim nelerdir? En çok bedenimin hangi bölgesinde duyum hissediyorum? Böyle hissetmemi sağlayan nedir? Bununla nasıl başa çıkabilirim?

Öneri 3: Kendinizi, kişisel özelliklerinizi başkalarına açık tutun. 
Herkes eşsiz ve benzer yaratıklar olarak dünyaya gelmiştir. Bizleri özel kılan da birbirimizden farklı özelliklere sahip olmamızdır.  Bizler hepimiz farklıyız. Farklı olmak, diğerlerinden daha iyi ya da daha kötü olmak demek değildir. Herkesin bakış açısının farklı olduğunu anladığınız noktada onları daha iyi tanımaya başlarsınız.  Bu da aynı zamanda sizin duygusal zekanızın gelişmesi demektir. Duygusal zekalı insanlar başkaların duygu ve düşüncelerini kendileri için tehlike olarak görmezler, tam tersine ilgi çekici ve yeni bir şeyler öğrenme fırsatı olarak değerlendirirler.

Öneri 4: İletişim kurma becerinizi geliştiriniz. 
İnsanlar arası iletişim anlayın- her türlü insanlar arası ilişkilerde, iletişim, bütünlük sağlayıcı, çok yönlü ve çok derinlikli bir konudur. İletişim kurma kabiliyetinin öğrenilmesi ve geliştirilmesi adına çeşitli seminerlere, kişisel yardım kitaplarına ve psikoterapi seanslarına ağırlık verebilirsiniz. Kendinizi ifade etme yöntemlerinizi geliştirin- Bazı zamanlarda kendimizi ifade edebilme sıkıntısı yaşanır. Hatta bazen de ne söyleyeceğinizi, uygun kelimeleri unutup, olay geçtikten sonra nasıl hareket etmeniz, ne söylemeniz gerektiği aklınıza gelir. Bu nedenle kelime haznenizi zenginleştirin. Her an yeni kelimeler öğrenin, özellikle de duygu ve düşünce ifade eden kelimelere ağırlık verin. Kendinizi çok yönlü olarak ifade edebilmeye çalışın. Bazen hal ve hareketleriniz, kelimelerinizden çok daha fazla anlam içerebilir. Örneğin sadece gülümsemek bile karşınızdakine iyi gelebilir.

Öneri 5: Problem çözme becerisi edinin. 
Problemleri giderebilme, buna çözüm bulabilme duygusal zekanın gelişmesini sağlar. Yaşadığınız veya çevrenizdeki insanların problemlerinden kaçınmak yerine çözüm bulmaya çalışın.   

Öneri 6: Eleştiriye açık olun. 
Duygusal zekada eleştiri yapabilmek ve eleştiriye açık olmak da çok önemlidir. Konu bir taraftan sizi, diğer taraftan da başkalarını etkiler. Eleştiriye açık olun, bırakın sizi eleştirsinler. Bundan rahatsızlık duymayın. Bu sayede kendinizdeki olumlu ve olumsuz yönleri öğrenme fırsatını elde edersiniz. Eleştiri yaparken olumlu ve karşı tarafı geliştirici olmasına özen gösterin. Yıkıcı eleştiriler karşı tarafın duygularını incitebilir ve sizi anlamamalarına sebep olur. İkili ilişkideki iletişim kanalına zarar vermeden yapılması önemlidir.  

Öneri 7: Sosyal İletişiminizi Güçlendirin. 
Son olarak, Duygusal zekanın gelişmesini sağlayan diğer faktör insan ilişkilerinin güçlenmesidir. Çevrenizden sosyal destek alın, yeni insanlarla ve yeni kültürlerle tanışın. Vaktiniz olduğu zamanları seyahatlere ayırabilirsiniz. Bu sayede yeni insanlar ve yeni kültürler tanımanız için fayda sağlar. Farklı insanların psikolojileri hakkında bilgi edinmeye, onların yaşam öykülerine dokunmaya çalışın.

 

Mutluluk, acı, stres, endişe gibi duygularla baş etme konusunda cinsiyet belirleyici bir unsur mu?

Baş etme becerilerine geçmeden önce ben size psikolojik bozuklukların cinsiyete göre dağılımından bahsetmek istiyorum.

Duygu durum bozuklukları arasında görülen, depresyon tanısı kadınlarda %10-25 arasında görülürken, erkeklerde bu oran %5-12 arasındadır. Bipolar bozukluk ise her iki cinste eşit sıklıkta görülmektedir. Manik epizodlar erkeklerde, depresif epizodlar ise kadınlarda daha sıktır.

Anksiyete bozukluklarında ise kadınlarda %30,5 erkeklerde %19,2 düzeyindedir ve sıklık sosyoekonomik düzeyin artışı ile azalmaktadır.

Panik bozukluk ve agorafobi (açık alan korkusu)

Kadınlarda 2-3 kat daha sık görülmekte, Irka gör bir fark görülmemekte ancak yakın dönemde boşanma ya da ayrılık etkili olmaktadır. Genellikle genç yaşta başlamakta ve ortalama ilk atak yaşı 25 civarındadır.

Özgül fobi ve sosyal fobi

Fobiler en sık görülen psikiyatrik bozukluk olarak tanımlanmakta ve   Kadınlarda 2 kat daha sıktır. Yükseklik fobisi gibi durumsal fobiler sıklıkla 20’li yaşlarda, böcek, kan, enjeksiyon gibi çevresel fobiler 5-9 gibi daha erken yaşlarda başlamaktadır. Sosyal fobi ise kadınlarda daha sık, ancak klinik örneklemlerde kanıtlanan verilere göre erkeklerde daha sıktır.

Obsesif kompulsif bozukluk

 Obsesif kompulsif bozukluğun yaşam boyu görülme oranı %2-3 civarındadır. Bu oranlar ülkeden ülkeye farklılık göstermemektedir. Erişkinde kadın ve erkekler eşit dağılım gösterirken, ergenlerde erkeklerde daha sık görülmektedir.

Travma sonrası stres bozukluğu ve akut stres bozukluğu

Travma sonrası stres bozukluğunun (TSSB) genel toplumda yaşam boyu görülme oranı %8 olarak bildirilmektedir. Travma yaşayan toplum bireylerinde sıklık %75’e kadar ulaşabilmektedir. Kadınlarda %10-12 erkeklerde ise %5-6 civarındadır. Her yaşta görülmekle birlikte daha çok genç erişkinlerde görülmektedir.

Yeme bozuklukları

Herhangi bir tür yeme bozukluğunun ergen ve genç erişkinlerde görülme sıklığı %4 olarak bildirilmektedir. Anoreksiya nevroza en sık kadınlarda görülmektedir. Ergen kadın popülasyonunda %0,5-1 oranında ve erkeklere göre 10-20 kat daha sık görülmektedir. Bulimia nevroza daha sık ve genç kadınlarda %1-3 oranında görülmektedir. Kadınlarda erkeklerden daha sık ancak anoreksiyaya göre ergenliğin sonlarında daha sık başlamaktadır.

Şizofreni

Genel sıklığı her iki cinste eşit olmakla birlikte, ancak hastane başvuruları erkek hastaların yarıdan fazlasında, kadın hastaların 1/3’ünde 25 yaş öncesine rastlamaktadır. Kadınlarda en sık başlangıç 25-35 erkelerde ise 10-25 yaş arasındadır. Erkeklerden farklı olarak kadınlarda orta yaşlarda ikinci bir artış göstermektedir.

Alkol ve madde kötüye kullanımı

Türkiye’de Batı toplumlarında olduğu kadar sık görülen bir sorun olmasa da gittikçe artmaktadır. ABD’de yaşam boyu madde kötüye kullanımı sıklığı %20 civarındadır. Sıklığı belirlemede düşük eğitim düzeyi belirgin etkili olurken, ırk, etnik köken, şehirleşme etkili olmamaktadır. Alkol kullanımı beyaz ırkta, daha sık görülmekte ve erkeklerde kadınlara göre 4-5 kat daha sıktır. Madde kötüye kullanımının tersine eğitim düzeyi yükseldikçe alkol kullanımı artmaktadır ve alkole bağlı bozukluklar her sosyoekonomik tabakada görülmektedir.

Buradan yola çıkarak da psikolojik rahatsızlıkların birçoğunun kadınlarda daha sık görülme oranı olduğunu göstermektedir. Bu noktada kadının duygusal yönünün daha ağır basması etkili olabilmektedir. Erkekler ise olaylara daha mantıklı yaklaşmaktadırlar ve erkekler ifade etme açısından kadınlara göre daha yetersiz oldukları için genellikle somatizasyon bozukluğu yaşarlar.  Bu da onların Bedensel belirtiler üzerinden sıkıntılarını ifade etmeleri demektir. Kadınların psikolojik rahatsızlıklara yakalanmaları daha yüksek olmasına karşın baş etme becerileri de daha yüksektir. Sosyal anlamda kendilerini daha iyi ifade ederler, sıkıntılarını sözel olarak çok kolayca anlatırlar. Bu da onların sosyal destek almalarını kolaylaştırır, Erkekler ise bunun tam tersine sıkıntılarını içeride tutup içedönük bir yapı gösterirken sıkıntılar bedensel belirtiler, hastalıklar üzerinden ortaya çıkar.